25 Haziran, 2015

Nasıl bir okulsuz eğitim?

Son zamanlarda tabiri caizse kafayı okulsuz eğitime taktım. Çeşitli şekilleri var; hiç okula göndermeyen, hiç ders yapmayan, hiçbir yol yöntem benimsemeyen, sadece okula göndermeyip hocalarla çocuğun denkliğini hatta üstünlüğünü yakayan/yakalatan vs vs.  Kendime en uygun olanı içselleştireceğim ben de. Elbette bunun için bol okuma yapmam gerek. Şu an sadece kendi tecrübelerime dayanarak konuşabilirim. Yalnız her şey gibi okulun da iyi kullanıldığında iyi sonuç vereceğine inanıyorum.
 http://olrcandamenie.blogspot.com.tr adresinde güzel yazılar var. Birçok anne takdir ediyor ama ben edemiyorum. Bana göre okul öyle kötü bir yer değil, olmadı. Hiç bırakmak istemedim mesela. Aksine kendi isteğimle okulda yatılı kaldım bir sene. 5 yazıyı da okuduktan sonraki notlarım bunlar aklımda kalanlar yani. Evet, ben de çalışkanlar sırasındaydım lakin canım öğretmenim Ayşe Akdoğan asla tembelleri aşağılamaz. Hatta iki çalışkan bir tembel olacak şekilde oturturdu ki derste rahat durup dinlemek zorunda kalsınlar. Çoğuna okuma-yazmayı ben öğretmişimdir. Belki öğretmenlik sevgim buradan gelir. Yetmezmiş gibi bir de eve gelirken yolda inşaatlardan kireç artıklarını alır, mahallede 5 yaş üstü kim varsa eve çağırır, odamdaki gömme dolap üstünde günün dersini talim ederdim :)
Velhasılı kelam, gel zaman git zaman ilkoluk bitti, ortaokula gittim. İmam-hatip tercih ettik ailecek ve orada da inanılmaz fedakar öğretmenler tanıdım 28 şubat döneminde. Sonra babamın isteğiyle fen lisesiyle devam ettim bana kalsa öğretmen lisesini kazanmışken oraya devam ederdim. Sonrası üniversite sınavında öğretmenlik tercihi babanın ideallerini gerçekleştiremeyişi falan filan. Ben lisans hayatım boyunca da çok mutluydum. Ders çalışmadan dersi derste dinleyip geçen öğrencilerden olmamın ve bir şekilde farklı bakış açılarımla-derste değil kağıtta- hocaların dikkatini çekmemin bana faydası olduğuna eminim. Sonra yüksek lisans başladı malum 8 yıldır devam eden.. Orada da farklı görüş ve önerilerle takdir topladım. Hatta o kadar ki tez konumu daha yazmadan hocam yeni maden bulup bütün öğrencilerine onu dağıttı ve alanda ilk yazı bana ait olmasına rağmen bir senede 10 kadar akademik yayın yapıldı :) bana atıfta bulunmadan elbette :(
Bunları niye anlattım? Amacım şu. Ben bu hale nasıl geldim onu sorguluyorum günlerdir haftalardır kafamada? Bu kadar zararlı bir olgudan ben nasıl hasarsız/nispeten az hasarlı atlattım? Şu son günlerde cevabı bulduğumu düşünüyorum.
Küçüklüğümden yani 10 yaşımdan beri namaz bıraktığımı hatırlamıyorum kasti olarak. Evet, gayet dindar ve soylu bir aileden geliyorum. Ve en önemlisi 10 yaşından beri namaz sonrası kerahatlerde babam uyutmaz beni, zaten bir müddet sonra kendim uyumaz oldum eğer gece sabahlamadıysam. Gece uykum 4.5-6 saati geçmez. Erken yatar erken kalkarım kısaca. Yazları sabahlara kadar kitap okurum günde bir-iki kitap eritirim. Çocuklardan dolayı sekte halleri hariç tabii.. Bir kitabı okuyacaksam önce görüş alır, görüş bulamazsam da bana faydasının ne olacağına bakar okurum. Pragmatist miyim bu konuda? Kesinlikle Evet!!
Ortaokulda antenimiz yoktu trt dışında tv çekmezdi. İngilizce-Fransızca-Görgü Kuralları gibi trt 4 derslerini izlerdim akşamları. Okul çıkışı arkadaşlarla eve yürürdüm hiçbir zaman okul servisim olmadı. Babam da arabayla yol üstü olmasına rağmen hiç bırakmadı. Köpeklerim oldu kapıda beslediğim tam 9 tane. Çok eğlenceli arkadaşlıklar yakaladım o okullar sayesinde. Benim buna ihtiyacım vardı çünkü benim hiç kardeşim yoktu. üstelik tayin durumlarından dolayı hiç akrabamız; bahçeli evimiz ve sabit komşularımız yoktu. Eve bilgisayar hiçbir zaman girmedi ben öğretmen olup alıncaya kadar. Bunlar beni kötülüklerden korudu diye tahmin ediyorum.
Lisede de yatılı kaldım. Yine tv yoktu. Üniversitede hem tv hem internet yoktu. Öğretmenlikte eve tv yi ayak direyip ben aldırmadım senelerce. Evlilikte eş durumundan dolayı aldık ama çok şükür şimdi atıl hale geldi diyebilirim 4 sene çekti ama.  
Mesela eşimle karşılaştırıldığımızda o en ufak sorunla baş edemez, sıkıntıya düşer bense sürekli yol ararım çözüm odaklı takılırım. Fıtrat tabii etkili bu işte ama tv'den uzak, zamanın güzel değerlendirildiği bir hayat yaşamak okulun zararlarını telafi edebiliyor yahut da şöyle desem daha doğru olur. Beni tektipleştirmekten korudu şimdiye değin. Babamın her akşam çay saatinde ufuk açan kitap okumaları, ders talimleri de muhakkak bunda etkili.
Ben çocuğum için ne hayal ediyorum?
Öncelikle fakülteden gelme değerli eğitim bilimleri bilgilerini kullanarak yoluma devam edeceğim. Montessori, Reggio emilia, Waldorf gibi alternatif yöntemlerin bize uyan yararlı yanlarını alacağım. Okul a göndermek konusunda mümkün mertebe geciktireceğim. Kreşe de çevremde alternatif oluşturabilirsem göndermeyeceğim. Çünkü kafanın yozlaştırılmasından ziyade kötü sosyal alışkanlıklardan korkuyorum. İtme, vurma, küfür, el hareketleri gibi. Sokaklarda binlerce çocuk böyle, bunları yapıyor. Üzülüyorum elimden birşey gelmiyor. Yediklerine dikkat ederek hem bağışıklık hem de zihni, bedeni altyapısını temiz tutmaya çalışacağım. Tv, telefon, internet gibi uyaranlarla temasını mümkün mertebe kısıtlayacağım.
Amaaan canım sen de! dediğinizi duyar gibiyim. Lakin bu akşamki iftar davet sahibesi oğlumun eskiye nazaran ne kadar akıllı uslu olduğundan dem vurdu. Doğrudur, Allah nazardan saklasın. Çünkü kaç aydır ev ekmeği yiyor, deterjan kokusu almıyor, tv son iki aydır izlemiyor, cep telefonu eline verilmiyor, üstelik montessori kaynaklı materyallerle gün geçiriyor. Çocuk belki de 3 ünü bitirdiği için dönemsel olan birşey bu sakinleme. Olabilir. Sakıncası yok benim için. Lakin bu okulsuz eğitim modelinde eğer çocuk evde tv,internt vb. uyaranlara maruz kalacaksa hiç gereği yok gitsin azıcık sosyalleşsin derim. Benim kendime göre anlayışım böyle. Okulsuz da olsa bir şekilde müfredat izlenmesi gerektiği kanaatindeyim üstelik. Bu kanıya da eski medreseleri düşüne düşüne vardım. Eskiden hocalar fıtrattan anlar ilgili kişilere gönderirlermiş. Bizler de çocuğun ilgi alanını tespit edip onlara yönelik kurlar aldırabiliriz diye düşünüyorum. Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem) de böyle yapmamış mı? Ebu Hureyre(radıyallahu anha) hadis ilmiyle meşgulken Zeyd Bin Sabit(radıyallahu anha) vahiy katibi olmuş. Yalnız burada okul mantığıyla(!) zorunlu dersler de olmalı. Okçuluk, at biniciliği, yüzme, Arapça, İngilizce,direksiyon bunlar zorunlu olmalı. Çünkü günümüzde bunlarla ancak birşeyler yapılabilir.
Bilmiyorum oğlum aldığım bu radikal kararlar için ileride bana ne diyecek ama vicdanen 4 yaşından önce yanımdan ayrılmasını doğru bulmuyorum. Bu da son nokta olsun..

0 yorum:

Yorum Gönder

Bloguma gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederim.